Her çarşamba aynı çorba, her defasında başka bir hikâye
Tohum Çorbası, yıllardır her eğitim öğretim yılında yeniden yaşattığımız ritüellerimizden biri.
Aslında oldukça basit bir şey yapıyoruz. Her çarşamba, her çocuk evinden kendi seçtiği bir sebzeyi getiriyor. Kimi havuç, kimi patates, kimi kabak… Sonra hepsi okulda aynı tencerenin içinde buluşuyor.
Çocuklar hazırlanışını görüyor, sürece dahil oluyor ve en sonunda hep birlikte aynı çorbayı içiyoruz.
Ama bizim için mesele hiçbir zaman yalnızca çorba olmadı.
“Ben de buraya bir şey kattım”
Bir çocuğun evinden getirdiği küçücük bir sebzenin, herkesin ortak hazırladığı bir yemeğin parçası olması çok kıymetli geliyor bana. Çünkü çocuk orada çok doğal bir biçimde şunu görüyor: “Ben de buraya bir şey kattım.”
Belki aidiyet dediğimiz şey de biraz böyle oluşuyor.
Çocukların bir sınıfa, bir okula ya da bir topluluğa ait hissetmesi için yalnızca aynı ortamda bulunmaları yetmiyor. O ortamın içinde bir yerlerinin olduğunu, katkılarının fark edildiğini ve yaptıkları şeyin bir karşılığı olduğunu hissetmeleri gerekiyor.
Tohum Çorbası biraz bunu anlatıyor.
Bazen bir çocuğun okula ait hissetmesi, ortak tencereye bıraktığı tek bir sebzeyle başlar.
Birbirine benzemeden bir arada
Her çocuk farklı bir sebzeyle geliyor. Renkleri farklı, kokuları farklı, tatları farklı. Ama hepsi aynı tencerenin içinde bir araya gelebiliyor. Üstelik birbirine benzemeden.
Çocuklar da böyle değil mi zaten?
Her biri başka bir mizaca, başka bir ritme, başka bir dünyaya sahip. Bizim için okul, çocukların birbirine benzemeye çalıştığı bir yer değil. Tam tersine, kendi hâlleriyle bir arada olmayı öğrenebildikleri bir yer.
Bir yemeğin ardındaki görünmez emek
Bu ritüelin sevdiğim bir başka tarafı da çocuklara yemeğin bir anda önlerine gelmediğini göstermesi.
Bir şeyin seçilmesi, getirilmesi, hazırlanması, pişmesi ve sofraya gelmesi bir süreç. Çocuk bunu gördüğünde yalnızca yemek yapmayı öğrenmiyor. Beklemeyi, emeği, paylaşmayı ve birlikte bir şey ortaya çıkarmayı da deneyimliyor.
Çorbanın kokusu okula yayıldıkça, o günün içinde herkesin küçük bir payı olduğunu biliyor.
Okul öncesi eğitimde ritüeller neden iz bırakır?
Sanırım ritüelleri bu yüzden seviyorum. Çocuğa uzun açıklamalardan önce tekrar eden, güven veren ve anlam taşıyan bir deneyim sunuyorlar.
Her yıl aynı şeyi yapıyoruz gibi görünüyor ama aslında hiçbir yıl birbirinin aynısı olmuyor. Çocuklar değişiyor, aileler değişiyor, okulun hikâyesine yeni insanlar ekleniyor. Ama bazı şeyler kalıyor.
Tekrar eden bu küçük okul ritüelleri; çocukların zamanı hissetmesine, ortak anılar biriktirmesine ve okul kültürünün içinde kendi yerini bulmasına yardım ediyor.
Tohum Çorbası da bizim için onlardan biri.
Gerisini çocuklar zaten anlıyor
Yeni bir eğitim öğretim yılına başlarken çocuklara uzun uzun “Burada bir grubun parçasısın, katkın önemli, birlikte yaşayacağız.” demiyoruz.
Bazen bir sebze getiriyorlar.
Biz de hepsini aynı tencereye koyuyoruz.
Gerisini çocuklar zaten anlıyor.
Seda Topsakal
Eğitim Lideri · Okul Öncesi Öğretmeni
Tohum Anaokulu